1957’de yazılmış bir yazıda “sayıların tiranlığı” adlı bir sorun sayesinde mikroçipin bulunacağını kim bilebilirdi? Kitabı okumaya başladığımda bu kadar dolu bir otuz sayfa okuyacağım aklıma hiç gelmemişti. Texas Instruments ve Fairchild Semiconductor isimli iki firmanın üreteceği mikroçiplerin hayatımızı bu kadar değiştireceği,patent tartışmaları yaratacağı ve Intel gibi bir devin kuruluşuna ön ayak olması beni gerçekten şaşırttı.Ayrıca kitabı değerlendirmeden önce Dr. Sertaç Doğanay’a da bu kitabı bize verdiği için teşekkür etmek istiyorum.

Öncelikle mikroçip fikrini ilk ortaya atan insanları anmadan başlamak yanlış olur.Robert Noyce ve Jack Kilby.Jack Kilby’nin icatlara karşı bitmek bilmeyen merakı,her yeni patenti okuması onun mikroçipi üretme macerasında en büyük avantajı olmuş.1958’de Texas Instruments’a katılması ve yarı-iletken laboratuvardaki sayılı insanlardan olması onun önünü açmış ve burada bulduğu “monolitik fikir” birçok yeniliğin önünü açmış.Aslında yaptığı çipin(“katı devre”) sunumunda patronu Willis Adcock’ın ve diğer yöneticilerin gülümsemesi onun nasıl bir yeniliğe imza attığını anlatıyordu.

Her ne kadar birbirlerini rakip olarak tanımlamasalarda benim gözümde Jack Kilby’nin rakibi olan Robert Noyce’da ekip arkadaşlarıyla “düzlemsel süreç” isimli bir yöntem buldu ve transistörlerinin korumasını sağladı.Bu fikri Noyce ve Gordon Moore geliştirdi ve silikon rezistörün nasıl yapılacağını buldular.Oksit zemin üzerindeki metal hatlar bütün bileşenleri bağlayarak bir devre oluşturuyordu.Aslında Noyce ve Kilby mikroçipi farklı yollardan bulmuştu.Bu gelişmeler ayrıca Texas Instruments ve Fairchild arasında uzun sürecek bir patent kavgasının mimarı olmuştu.Kilby’nin Nobel kazandıktan sonra Noyce hakkında söylediği “Yaşasaydı herhalde ödülü paylaşırdık.” sözü aslında şirket çıkarlarından bağımsız olarak ne düşündüklerini anlatıyordu.

Mikroçiplerin gelişimi tabii ki bununla sınırlı kalmadı ve Noyce’un orduyla çalışmaya sıcak bakmaması ve ordunun yeniliği kısıtladığı düşüncesi  sonucunda Fairchild ABD’nin Apollo programına çip tedarik etti.1969’da Neil Armstrong’un aya ayak basmasıyla mikroçipler ilk kez uzaya çıkmış oldu.Bu gelişmeler yaşanırken Moore ortaya bir fikir attı .”Minimum maliyete dahil bileşenlerin sayısı kabaca her yıl iki katına çıktı.Bunun en az on yıl daha böyle devam etmeyeceğini düşünmek için bir neden yok.”dedi. Bu fikir Moore yasası olarak kabul gördü.Gelecekte yaşanacak gelişmeler bu düşünceyi destekleyecek nitelikteydi.

Zaman içerisinde Fairchild’ın aşırı büyümesinden kaynaklanan problemlerden rahatsız olan Noyce,hain sekizliyle kurduğu Fairchild Semiconductor zamanlarından tanıdığı Arthur Rock’la görüşerek”Bir şirket kurmak istesem bana para bulabilir misin?”dedi.Bu olay günümüzün en büyük yarı iletken şirketi olan Intel’in kuruluşunun başlangıcıydı.Arthur Rock Rockefeller,Hayden Stone gibi güçlü isimlerden de yatırım desteği alarak aslında batı kıyısına teknoloji için risk sermayesini getirmiş oldu.

Intel ilk kurulduğu zamanda çaylak bir firma olmasına rağmen yeni bir yönetim anlayışıyla yönetildi.Doğu yakasındaki şirketlerin hiyerarşik yapısından,kuralcı kültüründen uzak olarak yoluna devam etti.Noyce’un çalışanına organizasyon şemasını X le anlatması durumun özeti gibiydi aslında.Konuya ilgili güzel bir ek bilgi olarak bu yönetim anlayışının öncüsünün Dave Packard ve Bill Hewlett olduğunu okudum.Robert Noyce ve Gordon Moore otoriterlikten uzak ve sevilme istekleri ağır basan insanlar olduğu için şirket içi otorite konusunda bir insana ihtiyaç vardı.Andy Grove bu iş için biçilmiş kaftandı.Çocukluğu Macaristan’da geçtiği için nazilerin faşist düşünceleri gölgesinde büyümüş,Kızıl Ordu’nun Budapeşte’yi kuşatmasını görmüş olduğu için daha sert bir mizacı vardı.Başlarda Noyce ve Moore’un esnek ve rahat tavırlarından rahatsız olsa da Peter Drucker’ın The Practice of Management kitabından etkilenerek Noyce’un dışarı adamı,Moore’un içeri adamı ve kendisinin eylem adamı olduğunu kavradı.Bütün bunların yanında şirket içinde eşitlik ve fikir özgürlüğü hakimdi.Personel mdürü ve Noyce’un daha sonra eşi olan Ann Bowers durumu basit bir cümleyle özetlemişti.”Hiçbir ayrıcalık yoktu.”Moore,Noyce ve Grove’un ortak amacı yenilikçiliği ve girişimciliği desteklemekti.Yazar Tom Wolfe iki kelimeyle Intel’i özetlemişti”Bir cemaatti.”

Kitabın son bölümü Ted Hoff’un mikroişlemciyi bulması üzerineydi.Ted Hoff şirketin çip tasarımı görevini yerine getiriyordu ve bir gün aklına çipin üstünde genel amaçlı bir bilgisayar yapma fikri geldi.Japon Busicom firması için üretecekleri çip Noyce’un Intel’in gelecekte bir dev olmasını sağlayacağını anlamıştı ve değişik bir anlaşmayla Busicom’a iyi bir fiyat vererek çipin hesap makinesi dışında da kullanılması için haklarını başka firmalara verebilecekti.Aslında Noyce bence geleceği görmüştü ve şu an kullanılan bir çok elektronik aletteki çipin öncüsünün olacağını anlamıştı.

Intel sadece yönetim anlayışıyla ve ürettiği çiplerle değil kuruluşundaki risk sermayesi faktörüyle de ekonomide yeni bir sayfa açarak birçok start up kurulmasına öncü olmuştu.Risk sermayesinin yaygınlaşması sonucunda isim babası köşe yazarı Don Hoefler’in olduğu Silikon Vadisi isimli bölge kuruldu.

Yazar: Onur Özcan

Kaynak: Geleceği Keşfedenler, Walter Isaacson