Aile üyeleri tarafından ‘’asabi’’ ve ‘’özgür’’ olarak tanımlanan Lovelace Kontesi Ada Byron’un hikayesiyle başlıyor ‘’Geleceği Keşfedenler’’. Ada Byron, şair Lord Byron’ın romantik ruhunu almış tek çocuğu. Ada’nın matematiğe olan ilgisini besleyen ve eğiten kişi ise annesi. Matematik ve şiirin birleşimine, yani kendi tanımıyla şiirsel bilime aşık olmasını da beraberinde getiriyor. Matematik ve bilim alanının öncüsü olan Charles Baggage ile bir etkinlikte karşılaşıp tanışıyorlar ve Ada ona hayran kalıyor. Hatta annesi, Ada’nın bu hayranlığını bir arkadaşına şu sözlerle dile getiriyor : ‘’ Ada çarşamba günü gittiği partide hiçbir sosyete meclisinde olmadığı kadar mutluydu’’.  Charles Baggage’ın davetli sayısının üç yüzü bulduğu haftalık davetlerinde lordlar, leydiler, sanayiciler, şairler, aktörler ve diğer bilimciler bir araya geliyordu. Bu akşamlarda çeşitli deniz ürünleri, etler, egzotik içecekler ve soğuk tatlılar eşliğinde danslar edilip,oyunlar oynanıp dersler anlatılıyordu. Günümüz etkinlik veya eğlence anlayışıyla kıyasladığımızda ilginç veya farklı geliyor olabilir,ta ki kendimizi bir anlık 1800’lü yılların içinde hayal edene kadar  Bu haftalık etkinliklerin ve Baggage’ın 300’e yakın davetli ağırlamasının arkasında temel bir sebep yatıyor tabii, kendi mekanik hesaplama mekanizması olan Fark Makinesi’nin küçük bir modelini göstermek! Baggage makinesini büyük bir gösteriyle sunuyordu, dinleyicilerin sıkılmaya  başladığı anda ise makineye girilen kodlar değiştirilerek örüntünün nasıl birden değişebildiğini göstermiş oluyordu. Baggage’ın Fark Makinesi, herkesin farklı şekillerde etkilendiği ve yorumladığı bir  makineydi. Ada’nın annesi Leydi Byron, bu makinenin ‘’düşünen’’ bir makine olduğunu öne sürmüştü. Ada’nın şiire ve matematiğe karşı ilgisi, hesaplama makinesindeki güzelliği görmesini de sağlamıştı. Üstüne biraz düşününce, yaşadığımız dönemden farklı olmadığını görebiliriz aslında. Dijital devrimin bize kazandırdığı bilgisayar ve internet gibi hayatımıza giren şeyler alışkanlıklarımızdan tutalım da bilgiye ulaşmaya kadar bizi nasıl etkilediyse Sanayi Devrimi’nin buhar makinesi, mekanik dokuma tezgahları ve telgraf gibi ilerlemeler de on dokuzuncu yüzyılı etkilemiş, değiştirmişti.

Ada Lovelace, şiirsel yönünü ve asi halini babası Lord Byron’dan almış olsa da, bir noktada düşünce yapıları tamamen zıt. Byron, Ada’nın tam aksine makineleşme karşıtıydı. 1812’de Şubat ayında Lordlar Kamarası’nda bir konuşma yapıyor ve dokuma makinelerine savaş açan Ned Ludd’ın takipçilerini savunuyor. Peki kimdir bu Ned Ludd? Lord Byron’ın düşünce yapısıyla  ne anlamda uyuşmaktadır? Yazımın asıl hikayesinden çok da fazla uzaklaşmadan kısaca değinip Lord Byron’a geri döneceğim   Ned Ludd, 1770’lerin sonunda bir eve girer  ve içeride bulunan yeni keşfedilmiş dokuma makinelerini parçalamaya başlar. Daha sonra 1812’de Nedd’in destekçileri İngiltere’nin stoklama alanlarına ve dokuma tezgahlarına da saldırılar düzenlemeye başlarlar. Ned Ludd’ın ve destekçilerinin, bir başka deyişle 19.yüzyıl tekstil işçilerinin oluşturduğu grubun  teknoloji  karşıtı harekette bulunmaları ‘’Ludizm’’ kavramını ortaya çıkarmıştır. Ludistlerin destekçilerinden biri de makinelerin gücüne hayran olan, o dönemin teknolojisini anlamaktan çekinmeyen Ada’nın teknoloji karşıtı babası Lord Byron’dur.  Lord Byron, Childe Harold’ın Hac Seyahati adlı epik şiirinin ilk iki kantosunu yayımladıktan sonra Londra’da edebiyat çevrelerinin aranan ismi haline geldi. Lord Byron, şiirinin arketipi  ‘’byronik’’  hayatını yaşıyordu. Ocak 1815’te Annabella Milbanke ile evleniyorlar. Annabella’yı, evlilikleri iyiyken ‘’paralelkenar prensesi’’ şeklinde sevmesi, evlilikleri kötüye gitmeye başlayınca ‘’biz yan yana giden ve hiç kesişmeyecek iki paralel doğruyuz’’ şeklinde tanımlaması Lord Byron’ın, matematikle özel hayatının bile bütünleştiğini söylemek yanlış olmayacaktır. 10 Aralık 1815’te asıl ismi Augusta Ada Byron dünyaya gelmiştir. Ada doğduktan beş hafta sonra Leydi Byron Ada’yı alarak ailesinin yanına gitmiştir ve Ada bir daha babasını görmemiştir. Lord Byron, bunun üzerine kızına olan özlemini ve ayrılmanın getirdiği hüznü Childe Harold’ın üçüncü kantosunda ele almıştır. Lord Byron gittiği her yerde kızının resmini masasında bulundurmuştur. 19 Nisan 1924’te soğuk algınlığına yakalanarak ölmüştür.

Yazımın ana karakteri, özel hayatında birçok ruh hali değişiklikleriyle boğuşan, asi Ada Lovelace, konu bilim, matematik ve teknoloji olduğunda  tüm bu ‘’negatif’’ özelliklerini bir kenara bırakıyor. 18 yaşında hocasına ‘’ Kendi zevklerim için yaşamayı bırakmalıyım, anladım ki hayal gücümün azıtmasını bir tek bilimsel konulara yakından ve yoğun bir şekilde dalmak engelliyor’’ şeklinde bir yazı yazıyor. Bencil yönünü bilim ve öğrenme ile törpülemeye çalışması hayran kaldığım  bir davranış değişikliği ve karar oldu. Hocası da, böyle bir tedavinin sanatsal ve romantik tutkuları olan herkeste işe yarayacağı konusunda Ada ile aynı fikire sahip. Ada’nın uygulamalı bilime olan ilgisi, Britanya’nın en ünlü matematikçi ve bilimcilerinden Mary Somerville ile tanışmasıyla daha da artıyor. Somerville, Ada’ya hem dost, hem öğretmen hem de akıl hocası oluyor. Ada’ya matematik kitapları gönderiyor, problemler hazırlıyor ve çözümleme de yardımcı oluyordu. Somerville’in  aynı zamanda Charles Baggage’ın yakın bir arkadaşı olması Ada için büyük bir şans. Ada’nın Lovelace Kontesi olarak anılması, Mary Somerville’in oğlunun tanıştırdığı Lovelace kontesi William King ile evlenmesiyle oluyor. Üçüncü çocuğunun doğumundan sonra hastalıkları artan Ada, aynı zamanda babasının yarı-kardeşi ile olan ilşkisini öğreniyor fakat annesine bu duruma şaşırmadığını, yıllardır duyduğu bir şüphenin doğrulanmış olduğunu yazıyor ve matematikle olan bağını canlı tutmaktan vazgeçmiyor. Charles Baggage’ı hocası olması için ikna etmeye çalışıyor, Baggage ise sembolik mantık alanında öncü, sabırlı bir kişilik olan Augustus De Morgan’a yönlendiriyor. De Morgan, Ada’yı denklemlerin üstünde çalışarak kurallara odaklanması konusunda cesaretlendirmeye çalışıyordu. Ada’nın matematiğe ilgisi olmasının yanı sıra, denklemlerle tarif edilen eğrileri gözünde canlandırarak matematiği sanatsal eğilimiyle beslemesi gibi bir özelliği vardı. Ada’ya göre matematik; sadece sayılardan ibaret değil, yaratılışı da anlamayı sağlayan karşılıklı ilişkilerdeki değişimdi. ‘’Hayal gücü’’ kavramının teknolojiye uygulanması kısmı da çok ilgisini çekiyordu.

Yazımın ilk paragrafında  Charles Baggage’ın Fark Makinesi’nden, makinesini partilerde nasıl sergilediğinden ve insanları bu makineyle nasıl etkilemeye çalıştığından bahsetmiştim. Her icadın arkasında farklı hikayeler vardır değil mi? Hiçbir şey kendiliğinden ortaya çıkmaz  Gelin yazımın bu kısmında da Babbage’in kimlerden etkilendiğini, bu makineyi nasıl hayata geçirdiğine bakalım.

Charles Babbage’ın makinelere ilgisi, küçük yaşlarda başlamıştı. Cambridge Üniversitesi’nde okurken, John Herschel ve George Peacock’ında bulunduğu bir grupla Analitik Derneği adında bir kulüp kuruyorlar. Babbage, bir gün Analitik Derneği’nin odasında ‘’tutarsızlıklarla’’ dolu bir algoritma üzerinde çalışırken, Herschel ne düşündüğünü soruyor. Babbage, algoritmaları mekanik bir şekilde tablolaştırma fikrinin olduğunu söylüyor. Babbage’ın istediği gibi hesap yapabilen mekanizmalar tasarlamayla ilgilenenlerin tarihi 1600’lü yıllara kadar dayanmakta. Örneğin 1640’larda Fransız matematikçi ve filozof Pascal’ın 0’dan 9’a kadar haneleri ve metal tekerlekleri olan mekanik hesap makinesi. Bu makine, patenti alınan ve satılan ilk hesap makinesi olmuştur. 30 yıl sonra, Alman matematikçi ve filozof Leibniz, Pascal’ın mekanizmasını adımlı makara ile geliştirerek çarpma ve bölme işlevlerini de kazandırmıştır.Fakat Leibniz’in mühendislik becerileri Pascal’ın aksine sınırlıydı bu yüzden farklı özelliklerle çalışan sürümlerini üretemedi. Charles Baggage, Pascal ve Leibniz’in makinelerini ve çalışma şekillerini biliyordu fakat tasarlamaya çalıştığı şey daha karmaşığıydı. Onun istediği, logaritmaları, sinus, kosinüs ve tanjantları hesaplayacak bir mekanizma yapmaktı. Fransız matematikçi Prony’nin 1790’da öne sürdüğü bir fikri uyguladı. Prony, logaritma ve trigonometri hesaplarını sadece toplama ve çıkarma işlemleri içeren basit adımlara dökmüştü. Daha sonra bu yöntemi uyguladıktan sonra Babbage karmaşık matematik problemlerinin bile basit toplama ve çıkarma işlemlerinin kullanıldığı bir yöntem ile bölünebileceğini keşfetmişti. Kendi bilgisini Prony’nin yöntemiyle birleştiren Babbage, bu süreci mekanikleştirdi ve ‘’Fark Makinesi’’ adını verdi.

Ada Lovelace , yıllar içinde bilgisayarın öncüsü olarak kabul edilmiştir. O dönemdeki birçok sığ düşüncenin aksine, makinelerin işlevsel gücüne inanmış, bilim dünasından ilerleyen ve dijital çağın geleceğini belkide öngörmüş bir kişi olmuştur..

Yazar: İpek Uzunarslan

Kaynak: Geleceği Keşfedenler