Hayal gücü nedir?

Soruyu şu şekilde cevaplar Kontes: “Bir araya getirme becerisidir. Eşyayı, gerçekleri, fikirleri, yeni, orijinal, sonsuz ve her türlü kombinasyonda bir araya getirmektir. Çevremizdeki görünmeyen dünyaların, bilimin dünyasının içini görmemizi sağlayan şeydir.”

Ada Byron’ın soyut bir kavramı tanımlamakta sergilediği edebi bilim dili kendisinin, duyu verilerini inkâr etmese de bunları doğru bilgi için yeterli olmadığını vurgulayan ve bilgi kaynağının akla dayandığını savunan Rasyonalizm içerisinde yer aldığını ortaya koyuyor. Matematiği felsefeye uyarlayıp, matematik diliyle felsefe ortaya çıkartmayı düşleyen Leibniz ve onun fikirlerinden yola çıkıp icat peşinde koşan Charles Babbage gibi. Ancak peşi sıra takip edip, gıptayla eserleri üzerinde çeşitli çalışmalar gerçekleştirdiği veyahut iş birliği ile yeni eserler ortaya koymaya çabaladığı bu isimlerden farklı bir yönü vardır Leydi Lovelace’ın. Romantik dönemin şiirsel hassasiyetini matematiğin bilimsel dili ile buluşturmayı başarabilmesi. Yetenekleriyle erken yaşta dikkatleri üzerine çeken bu şahsiyetin tarihin tozlu sayfaları arasından sıyrılarak geleceği nasıl keşfettiğini anlayabilmemiz için öncelikle bulunduğu dönemi ve gelişiminde etkili olan aile kavramını ele almamız gerekiyor.

Ada Lovelace’in içinde bulunduğu on dokuzuncu yüzyıl Sanayi Devrimi’nin getirdiği yenilikler ile sarsılmış durumdaydı. Buhar makinesi, mekanik dokuma tezgâhları, hesap makineleri ve telgraf gibi ilerlemeler gerek toplumsal gerekse sektörel anlamda birçok bağlamı derinden etkilemişti. Bu yönüyle yaşadığımız dönemle arasında benzerlik kurabilmek mümkün. Günümüzde teknolojik gelişmelerin beraberinde getirdiği yapay zekâ, sosyal medya ve nanoteknoloji gibi ilerlemeler de yaşantımıza yeni bir soluk kazandırıyor. Bu duruma karşı verilen tepkiler ise geçmişten günümüze halen daha varlığını korumakta. Gelişime adapte olmaktansa ortadan kaldırmayı seçenlerin tarihi 1770’lerin sonunda ortaya çıkan Ned Ludd’a dayanmaktadır. Birçok tekstil işçisinin görevine son veren dokuma makinalarını parçalayan Ned, kendisinden sonra geleceklere önderlik ederek Ludizm adında teknoloji karşıtı bir hareketin ortaya çıkmasına neden oluyor. Bu akım ilerleyerek yeni bilimsel gelişmelere karşı güvensizlik ortamı oluşturmuş ve beraberinde politik noktaları dahi etkisi altına almıştır. Dönemin Lordlar Kamarası’nda Ada Lovelance’in babası Lord Byron kinayeli bir üslup ile Ned Ludd’u korumuş ve arkadaşlarına desteğini dile getirerek kendisini makineleşme karşıtı bir noktaya konumlandırmıştır. Romantizm akımının önde gelen isimlerinden birisi olan Byron kaleme aldığı şiirler döneme damgasını vurmuş bir şairdir. Edebi yönünü hayat tarzına da yansıtan Lord Byron bir süre sonra kendisini borç batağı içinde bulur. Bu durumdan kurtulmak için çareyi evlenmekte arar ve Ada Lovelance’ın annesi Anabella ile evlenir. Byron’ın karmaşık ikili ilişkileri ilerleyen zamanda evliliğini sarsar. 10 Aralık 1815’te dünyaya gelen kızları Ada bile evliliği kurtarmaya yetmez. Anabella kızını yanına alarak Byron’ı terk eder ve baba kız arasındaki ilişki başlamadan son bulur.

Babasından aldığı şiirsel yönü dengelemek için ilerleyen zamanlarda Ada’ya matematik eğitimi verilmeye başlanır. Ada’nın teknoloji ile kesişimi annesinin onu beraberinde götürdüğü fabrika gezisiyle olur. Babasının şiddetle karşı çıktığı ve yapacaklarından korktuğu dokuma makineleri Ada üzerinde tam tersi bir etki yaratır. Makinelere şiirsel bir bakış sergileyen Ada geleceğin bilgisayarları ile bu ilkel makineler arasındaki bağı yakalar. Bu noktaların kesişimin de yatan şey ise matematiktir. Ada matematiği “Zayıf insan aklının, yaratıcının eserini en etkin şekilde anlamasını sağlayacak araç” olarak görür. Bu bakış açısı günümüzde yaşanan birçok tartışmayı odak noktasına alıyor. Ancak bu tartışmalara girmeden önce Babbage ile Ada’nın Analitik Makine ekseninde gerçekleşen iş birliğine değinmek gerek. Charles Babbage’nin 1834’te verilen farklı programlara göre çeşitli işlemleri hayata geçirebilecek bir makine fikri ortaya attı. Kendisine komut verilmeden bir görevden diğerine geçebilecek olan bu makineye Analitik Makine ismi verildi. Ada bu düşünceyi bir adım öteye götürerek makinede sadece sayıların değil aynı zamanda müzik ve edebiyat sembollerinin de işleme potansiyeli olduğunu düşündü.

İş birliği kapsamında kaleme aldığı notlar onu bilgisayar tarihinde önemli bir figür haline getirdi. Bu notlar içerisinde gelecekte yeniden gündeme oturacak dört kavramı inceledi. Birincisi genel amaçlı makine tabiriydi. Makinenin tek bir amaca göre değil tekrar tekrar farklı doğrultuda programlanabilmesini öngördü. Bu makinenin tarifini yaparken ikinci kavramı çıkarmış oldu. Makinenin depolayabileceğini, işleyebileceğini ve değiştirebileceğini vurguladı. Daha sonra program, algoritma denen kavramları inceleyerek bunlar üzerinde açıklamalar yaptı. Çeşitli çizelgeler hazırlayarak makinenin nasıl kodlanacağını tarif eden bir tablo ve şema hazırladı. Günümüzde ilk bilgisayar programcısı olarak kabul edilmesinin temelinde bu çalışmalar yer almaktadır.

Ada makineleri ve matematiği birer araç olarak görmüştür. Ona göre makinelerin bir şey icat etme ya da düşünme gibi iddiaları olmazdı. Notları içerisinde konuya şu şekilde değinmiştir: “Uygulaması için hangi talimatları vermemiz gerektiğini bildiğimiz her şeyi yapabilir. Analizleri takip edebilir ama herhangi bir doğruyu ya da analitik ilişkiyi tahmin etmek gibi bir gücü yoktur.” O dönemde makinelerin ekseninde yer alan teknoloji Ada tarafından bir araç olarak kabul görmüştür. Elbette ki bu kabul, içerisinde rasyonel düşünce ile sanatsal dokunuşun izlerini birlikte barındırması açısından oldukça yenilikçidir. Ancak günümüzde yapay zekâ alanında yaşanan gelişmeler Ada’nın bakış açısını tartışmaya açık hale getiriyor.

Yazar: Bahadır Öz

Kaynak: Geleceği Keşfedenler