Faruk Eczacıbaşı başarılı bir iş adamı olma kimliğinin dışında teknoloji konusunda ülkemizde ne kadar öncü bir kişilik olduğunu bu kitapla göstermiş. Ülkemizin ve dünyanın teknolojiye ayak uydurmak konusunda çektiği sıkıntıları ve bu sıkıntıları nasıl çözmemiz gerektiğine dair temel bilgileri birçok insanın anlayacağı kolaylıkta anlaşılır bir şekilde yazmış.

Kitabı açtığımda ilk sayfalarında Faruk Eczacıbaşı’nın kendi hayatını üç ayrı bölüme ayırdığını gördüm. Babası Nejat Eczacıbaşı’nın vefatı hayatının üçüncü bölümünün başlangıcıymış ve bu dönemde internet denen kavram hayatına girmiş. Tam bu gelişmeniin olduğu sırada Eczacıbaşı Bilgi İletim şirketinin yöneticiliğini üstlenmesi de ayrı bir tesadüf. PC’lerin ortaya çıkışı, internetin dünyada yavaş yavaş yaygınlaşması Faruk Eczacıbaşı’nı harekete geçirmiş. İnsanlara yeni bir gücün geldiğini göstermek ve bu konuya dikkat çekmek için Mayıs 1995’te Türkiye Bilişim Vakfı’nı 128 kişi ve 57 şirketin desteğiyle kurmuş. Faruk Eczacıbaşı geleceğin çok farklı olduğunu görmüş ve büyük bir adım atarak teknolojideki hızlı gelişmelere karşı mesafeli duran ve korkan insanları adapte etmeye çalışmış. Başlarda kurduğu vakıf sayesinde ülke çapında ilgi çekmiş ve birçok kuruluşa konuşmacı olarak gitmiş. İnterneti bir çocuğa benzeten Faruk Eczacıbaşı onun zekasından ve gücünden çok etkilenmiş ve bu kitabı yazma amacı olan gelecek nesillerin ileri görüşlü bir anlayışla yetişmesini sağlamayı bence okurlarına aşılamış.

İnternetin birçok şeyi değiştireceğini gören Eczacıbaşı ilk olarak işi ekonomik boyutundan ele almış.Andrew McAfee ve Erik Brynjollfsson’un konuyu üç ana başlıkla ele aldığından bahsetmiş.Bunlar bilgi akışının ücretsiz olduğu,bilgi akışının mekan sınırı tanımadığı ve bilginin sınırsız sayıda kopyasının alınabildiği.Ekonominin arz-talep dengesinin,sanallaşmayla beraber anında ve sınırsız olarak yayılmasının bu dengeyi ufak ufak bozduğundan bahsetmiş.

İnternetin yeni bir çağ başlattığını ve bu yeni çağa ayak uydurmak için davranışlarımzın değişmesi gerektiğine inanıyor.Genç kuşak büyük bir bilinmeze ilerlerken bu bilinmezliğe alışabilmemiz için farklı bir bakış açısıyla bakmamız gerektiğini defalarca altını çizmiş.En önemli davranış değişimininde gelişmelerin ve getirdiği kırılımların sürekli olduğunu anlamak ve beklemek olduğunu belirtmiş.Çin ve ABD’nin bu hızlı teknolojik değişime devlet desteğiyle çok iyi hazırlandığını ve adapte olduğunu okurlarıyla paylaşarak aslında üstü kapalı şekilde onları örnek almamız gerektiğini söylemiş.

Bu alışma döneminde en büyük sorumluluğun önce kişinin kendisinde sonra ülkeleri yöneten kişilerde olduğunu ve kişinin kendisini tanıması gerektiğini,yeteneklerini ve yatkınlıklarını belirleyip insanın kendisine olan güvenin arttırması gerektiğine inanıyor.İnterneti doğru kullanmak adına internet üzerinden eğitim olanaklarını değerlendirmemiz gerektiğini öğüt olarak eklemiş.Kitabında ayrıca “Dördüncü Endüstri Devrimi” kavramından da bahsetmiş.Bu devrimin yalnızca üretim tesislerini değiştirdiğinden değil üretim şeklini değiştirdiğinden de bahsetmiş.Eski ve iyi yönetilemeyen şirketlerin ayakta duramayıp batacağına dikkat çekmiş.Tek başına değer yaratma kavramının artık imkansız olduğuna ve ortak aklı bulabilen ve nasıl yöneteceğini bien kişinin rekabet ortamında kazanacağını vurgulamış.

Birinci bölümün son bölümünde bu büyük teknolojik ilerlemenin karanlık taraflarından da bahsetmeyi unutmamış.Teknolojinin kötü şekilde kullanılması sonucunda yeni saldırıların geliştiğinin altını çizerek bunlara örnek olarak sosyal medya yoluyla başka ülkelerin seçim kampanyalarına karışmak,ayrılıkçı hareketler,terörizm ve bilgisayar korsanlığı gibi yeni oluşan suç unsurlarından bahsetmiş.

Son olarak ülkemizde gelecek planlaması için kullanılması gereken enerjinin,kutuplaşmadan kaynaklı kavgalara harcandığını ve bütünden soyutlanarak bulunacak bir çözümün ileride daha büyük sorunlar açacağını ancak gelecek hakkında yapıcı çözüm yolları bularak geleceğe olan borcumuzu ödeyebileceğimizi altını çizerek ülkemizi yönetenlere uyarı da bulunmuş.

Kaynak: Daha Yeni Başlıyor

Yazar: Onur Özcan