Faruk Eczacıbaşı 1993 yılında babasını kaybetti. İnternet ile tanışması ise babasının vefatıyla aynı yıllara denk geldi. İnternet denen yeni kavram yurtdışında hızla yayılıyordu fakat Türkiye’de kullanıcı sayısı 2000’i aşmıyor, pek kimsenin ilgisini çekmiyordu. Bunun üzerine Faruk Eczacıbaşı 1995’in başlarında konu ile ilgilenen, bilgisayar sektörünün eskilerinden olan birkaç arkadaşıyla birlikte, dünyanın kişisel bilgisayar ve internetle yaşamaya başladığı değişimi Türkiye’nin gündemine sokmaya karar verdi. Böylece Türkiye’nin bilgi toplumuna geçiş sürecini hızlandırmak amacıyla Mayıs 1995’te Türkiye Bilişim Vakfı kuruldu. Vakfın temel misyonu ise bilgi ve iletişim teknolojilerinin ülkenin verimliliğine katkıda bulunmasını sağlamaktı. Sonucunda internet Türkiye’deki  emekleme döneminde yeni bir teknolojik gelişme olarak görülmüş ve 2000’li yıllara girildiğinde kullanıcı sayısı 300 milyonu geçmiştir. Onlar ise o dönemde internet uzmanı olarak kabul edilmiş ve internetin geleceği hakkında pek çok oluşum tarafından konuşmalara çağırılmışlardır.

  İnternet herhangi bir iletişim platformu olarak değerlendirilebilir, ancak internetin kendisi bir platform olarak birtakım kökten farklılıklara neden olmuştur. Andrew McAfee ve Erik Brynjolfsson internetin ekonomik farklılığını üç ana başlık altında toplamıştır. Bunlardan birincisi; bilgi akışı neredeyse tamamen bedava. Herhangi bir mesaj veya bilgi hiçbir masraf olmadan dünyanın herhangi bir köşesine gidebiliyor. İkincisi, bu bilgi akışı mekan sınırı tanımadan, saniyeler içinde gerçekleşiyor. Norveç’in bir köşesinden çıkan bir haber, kendini neredeyse aynı anda Avustralya’nın bir köşesinde bir masaüstünde buluveriyor. Üçüncüsü ise herhangi bir bilgi, görüntü, ses, müzik ya da haber sanallaştığı anda sınırsız sayıda bire bir kopyası alınabiliyor. Sosyal medyaya düşen bir haber, daha televizyon kanallarında görünmeden her tarafa aynı şekilde yayılıyor.

  Yakınçağ ve Endüstri Çağı diye adlandırdığımız dönem internetle birlikte sona erdi ve endüstri sonrası dönem başladı. İnsanlar ve kurumlar yeni davranışlara yöneldi. Arama motoru, e-alışveriş, sosyal medya gibi olgular Türkiye Bilişim Vakfı kurulduğu zaman daha ortaya çıkmamış bile. Bugün bu kavramlarla büyüyen şirketler eskiden kalan endüstri kurumlarını sollayarak dünyanın en büyükleri haline geldi. 20. Yüzyılın başında “elektrik”in toplum hayatına girmesi kuşkusuz çok önemli bir devrim yaratmıştı. 1900’de düzenlenen Paris Expo fuarı, elektriğin tanıtımı açısından bir şahlanış olarak kabul ediliyor. Daha da önemlisi, özellikle şehirlerde yaşam elektrik sayesinde hızla gelişmeye başladı. McAfee ve Brynjolfson, 1888-1905 yılları arasında kurulmuş, buharlı makinelerin üretim döneminde öne çıkmış ve Amerika’nın ekonomisini yönlendirmiş en büyük 400 şirket grubunun yüzde 40’ının dünyanın elektrikle tanıştığı dönemlerde yok olduğunu, yüzde 11’inin de varlığını zar zor sürdürebildiğini belirtiyor. Elektrikle gelen sıçrama gerçekten çok büyük olmasına rağmen internetin etkisiyle kıyaslanamaz bile. Sanallaşmanın giderek her türlü kuruma nüfuz ettiğini görüyoruz. Rekabet ortamında gelişmelere ayak uyduramayan yapılar genellikle devreden çıkıyor ve yerine yenileri geliyor.

  İnternet hem olumlu hem de olumsuz taraflarıyla vardır. Sürekli hızlanan değişimle başa çıkabilmek ancak davranış değişimleriyle mümkündür. Gerekli olan davranış değişimi, gelişmelerin ve getirdiği kırılımların sürekli olduğunu anlamak ve beklemek, bizzat bu kırılımların alışkın olmadığımız bir biçimde gittikçe artan bir hızla değişmesine hazırlıklı olabilmek… Bugün birkaç yıllık şirketlerin büyüyüp en tepeye yerleştirilmesinin en önemli nedeni, neredeyse sınırsız sayıda müşteriye bekledikleri hizmeti götürebilmeleridir. Google’un arama motoru, Microsoft’un ürünleri, Amazon’un kitapları dünyanın her köşesinde bir tık mesafede.

  Rasyonel iyimserlerin öncülerinden Matt Ridley’ye göre inovasyon, fikirlerin birbiriyle çiftleşmesiyle ortaya çıkıyor. Farklı bir fikir, bambaşka bir ürünün özellikleriyle birleştirilebilirse bundan yeni bir ürün çıkabiliyor. Örneğin elimizdeki akıllı telefon, bundan 15 yıl önce ofislerde masanın üstünde olan not defteri, dosya, kalem, kağıt, saat gibi her şeyi boşalttı ve kendi içine aldı. Yeni ürün ve hizmetler arttıkça insanların konforu da artacak ama aynı robotlar ve yapay zeka önce rutin işleri insanların elinden alacak. Özellikle Çin bu değişimin farkında ve buna göre strateji uyguluyor.

  Robotların ve yapay zekanın yer aldığı bir rekabet ortamında şirketler de hayatta kalabilmek için gelişmelere ayak uydurmak zorunda kalacak, bu da uzun süreli iş güvencesi ihtimalini giderek ortadan kaldıracak. Bunun yanında, çalışma hayatı boyunca öğrenmek ve güncel kalmak gerekecek. Geleceğe hazırlanmak açısından gerekli bir diğer davranış değişimi, sunulanı olduğu gibi kabul etmemek ve sorgulamayı öğrenmektir, ama Faruk Eczacıbaşı’na göre sorgulamayı içselleştiren bir kültürümüz yoktur.

  Dördüncü Endüstri Devrimi farklılaşmayı yalnız üretim tesisi boyutunda değil genellikle üretim şekli açısından değerlendiriyor. Rekabetteki değişim çok belirgin olarak göze çarpıyor. Yine de endüstri dünyasındaki gelişmeler sokaktaki insanı çok endişelendirmiyor. Hatta bu gelişmeler tüketicinin genellikle lehine oluyor. Endüstri döneminde şekillenmiş kurumların, bugünün ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalındığı görülüyor. Eğitim sistemleri geleceğin beklentilerini karşılayamıyor.

  Ortak akıl arayışı coğrafya sınırlarını aşıyor, bu nedenle nerede ne yapıldığını sorgulamak ve takip etmek çok önemli. Türkiye’de inovatif girişimciliğe soyunan bazı gençler, dünyanın herhangi bir köşesinde aynı fikrin bulunduğunu ve uygulamaya bile koyulduğunu bilmeden yola çıkıyor, para ve zaman kaybediyorlar. Bu yüzden eğitim sürecinin en önemli parçası, gençlerin kendileri gibi dünyayı da tanımaları ve her köşesinde kendileri gibi gelecekle başa çıkmaya çalışan milyonlarca genç olduğunu bilmeleridir. Birbirine giderek daha çok bağlanan coğrafyalar arasında artan bilgi trafiği; mal, hizmet, finans ve insan trafiğini de üssel biçimde çoğaltıyor. Bu trafik arttıkça küreselleşme de artıyor.

  Üssel gelişme bilmediğimiz, hatta düşünemediğimiz karanlık taraflara da gebe ve günlük haber bombardımanı bizi gittikçe yükselen bu karanlık tarafla tanıştırıyor. Artan terörizm, ayrılıkçı hareketlerin yoğunlaşması, politik aşırılıklar, suçların teknolojiyle tanışması, kısa bir süre öncesine kadar hiç bilmediğimiz bilgisayar korsanlığı, kişisel bilgilerin çalınması gibi hemen yanı başımıza gelmiş heberlerle huzursuzluğumuz gittikçe artıyor.

Kaynak: Daha Yeni Başlıyor

Yazar: Berna Öztür