Eğer Bir Şey Bir Çırpıda Açıklanamazsa, Boş Laftır

Richard disleksik ve okumakta zorluk çektiğinden dolayı 15 yaşında okulu bırakmış. Bu durum sınıfın geri kalanı ve öğretmenleri için onun aptal yada tembel olduğu anlamına geliyor, hatta hazırlık okulunda bu ikisi içinde dayak yiyormuş. Daha sonrasında İngiltere’de Buckingham’da yatılı bir okula devam ederken Statükoya meydan okuyan bir dergi yayımlamak istemiş. Student adındaki bu dergi zorbalık ve fiziksel cezalandırma karşıtı kampanyalara öncülük edecekmiş. Fakat daha önce tek bir sayı bile yayımlamamış dergiyi desteklemeleri için reklamcıları ve dağıtımcıları ikna etmesi gerekiyormuş. Okulun başöğretmeni Richard’ın odasına telefon bağlatmayı reddedince, o da olası sponsorları aramak için ankesörlü telefon kullanmış. Bu sayede operatörün geri gelerek konuşmayı kesmesinin önüne geçmek için tüm bunları beş dakikaya sığrdırmayı öğrenmiş. Bu olayların sonucunda da ikna edici hikaye anlatımının güvenli, net ve her şeyden önce kısa ve basit olması gerektiğini keşfetmiş. Richard’a göre eğer bir kampanyanın konseptini hızla anlayabildiysek, bu kullanılabilir bir şeydir. Eğer bir şey bir çırpıda açıklanamazsa, boş laftır. Richard’ın bu sözünden yola çıkarak aslında buradaki kilit cümlenin ‘kısalık’ olduğunu anlıyoruz. Onun en çok takdir ettiği girişimci ise Steve Jobs. Çünkü Steve Jobs basitliğin ustası, ne zaman bir ürün tanıtsa 140 karakterlik Twitter sınırını aşmayan, mükemmelce tasarlanmış tek bir cümleyle ya da başlıkla ürününü tarif etmiştir. Buna örnek olarak, Steve Jobs 5 gigabayt depolama alanının müşterileri için bir şey ifade etmeyeceğini düşünmüş ve bütünlüklü bir hikaye anlatan tek bir cümle oluşturmuştur. O cümlede İPod’un ürün lansmanında söylemiş olduğu 5 gigabaytın 1000 şarkıya denk gelmesidir. Richard Branson hikayelerin dağları yerinden kımıldatabileceğine inanıyor. Hikaye anlatma tavsiyesi ise basit ve net; “Ne kastediyorsanız onu söyleyin ve söylediğinizin arkasında durun ve bunu da olabildiğince az sayıda ve özenle seçilmiş kelimelerle yapın” diyor bize.

Baş Vaiz

Mario Bergoglio’nun ailesi çok fakir olmasına rağmen, Arjantine gitmek üzere Principessa Mafalda gemisindeki en ucuz yer olan ara güvertede bir yer alabilecek kadar parayı bir araya getirebilmiş ve yer ayırmışlardır. Fakat o gemi limandan ayrılmış ve asla istikametine varamamıştır. Bunun sebebi ise bir pervanenin gövdesinde açtığı delik nedeniyle geminin Brezilya açıklarında batmasıdır. Beş yüz kişi boğulmuş ve ana güvertedeki insanlardan neredeyse kurtulan olmamıştır. Mario ise o gemiye binememiş çünkü Mario’nun babası aile şirketini satmış ama satış belgesi zamanında eline ulaşmamıştır. Mario’nun oğlu Jorge, ailesinin kökenlerine dair hikayeyi genelde göçmenlerin daha büyük sıkıntılarıyla ilişkilendirerek, sık sık anlatmaktadır. Hatta bugün dünyanın en etkili hikaye anlatıcılarından biri haline gelmiştir. Jorge Mario Bergeglio (Papa Francis) merhamet ve alçakgönüllük eylemlerinden ötürü herkesin saygısını kazansa bile, anlattıkları bir başka nedenden ötürü insanları bir araya getiriyor. Bunun sebebi hikayenin basitliğidir. Papa Francis’in hikaye anlatmada kullandığı üç unsur vardır. Bunlar; gezmek, inşa etmek, açıklamaktır. Yıllar önce öğrendiği bu tekniği neredeyse her sohbetinde, konuşmasında ya da vaazında kullanmaktadır. Aslında üç unsur kuralı iletişimin yapıtaşıdır. Araştırmacılar insan zihninin sadece üç ila yedi unsuru kısa süreli ya da “çalışan” bellekte tutabildiğini keşfetmiş. Mesela ABD’deki telefon numaraları sekiz hanelidir, çünkü araştırmacılar insanların en fazla yedi sayıyı akılda tutabildiğini bulmuştur. Biz ise bu rakamları üçlü ve dörtlü olarak daha ufak biçimler içinde gruplandırırız. Dolayısıyla dinleyicilerin içeriği hatırlamalarını daha mümkün kıldığından üç unsur kuralı etkilidir. Bu kural dünyanın en büyük hikaye anlatıcıları tarafından takip edilen bir şemadır. Bunun sebebi üç şeyi çok iyi başarmasından kaynaklanır. Bunlar; Hikayenizi yapılandırmak için basit bir şablon sunması, dinleyicilerin hikayenizin kilit mesajlarını anlayabilmeleri için anlatınızı basitleştirmesi, iknanın nihai hedefine yani eyleme yönlendirmesidir.

Bir Sinema Patronunun Torunu Kendi Başarı Tarifini Hazırlıyor

Giada Paris’te bir yemek okuluna yazılmış ve ailesi bu kariyer seçimini garip karşılamıştır. Çünkü Giada’nın tüm ailesi sinema işindeymiş. Fakat büyükbabası Dino bir İtalyan makarna üreticisinin oğluydu ve İtalyan yemeklerini seviyordu, bu yüzden kızın kariyer seçimini garip karşılamamıştı. Büyükbabası büyük ekranda yer alan hikaye anlatıcısıydı, torunu Giada De Laurentiis ise yemeği hikaye anlatma paleti haline getirip, insanlara evlerinde lezzetli İtalyan yemekleri pişirmeleri için gereken teknikleri öğretir. Fakat Giada ilk televizyon şovlarında kamera karşısında tuhaf, endişeli ve rahatsız olduğunu söylemektedir. Hikaye anlatmak ise sürekli ve bitmek bilmeyen bir deneme ve yanılma sürecinden geçmeyi gerektirir. Giada’nın performansını geliştirmek için başvurduğu yöntem de tam olarak budur. Giada kendi eksikliklerinin farkındaydı ve kardeşi Giada’yı sürekli takip ederek elinde kamerayla yardımına koştu. Sonunda kamera Giada için gerçek bir insan ve arkadaşa dönüştü. Giada’nın başarılı olmasının sırrı mesajlarını tutkuyla vermesi, konuşmacıyla birebir sohbet ettiği duygusunu izleyiciye hissettirecek şekilde cana yakın ve dostça bir uslupla kullanmasıdır.

Hikaye Anlatan Astronot TED İzleyicilerini Şaşırtıyor

Chris Hadfield küçüklüğünden beri uzaya çıkmaya hevesleniyor ve bununla ilgili düşler kuruyordu. Ama Hadfield’ın hayalini gerçekleştirmesi için üstesinden gelmesi gereken, görünüşte aşılmaz bir engel vardı. O engelde Kanada’nın uzay programının olmamasıydı. Hadfield’ın bir öğretmeni ona bir hikayenin nasıl anlatılacağını öğretmişti. Dolayısıyla Hadfield’ın çocukluk hayalini gerçeğe dönüştürme yolunda kullanacağı, fikirlerini kendinden emin ve ikna edici şekilde dile getirmesini sağlayan bir hikaye anlatma tekniğine sahipti. Yeni kurulan Kanada Uzay Ajansı 1992’de aday alımı yapmaya başladığında Hadfield’da diğer adayların arasına adını yazdı. Hadfield’ın hikaye anlatma becerisi fark yarattı ve sonunda astronot olmak üzere seçildi ve Hadfield, Uluslararası Uzay İstasyonu’nun kumandanı olarak görev yaptı. Daha sonrasında “Uzayda Kör Olmaktan Ne Öğrendim” başlıklı sunumda Hadfield bir uzay yürüyüşünün ortasında gözlerinin aniden kapanarak görüşünü kaybetmesinin hikayesini anlatıyordu. Hadfield’ın Powerpoint sunumunda tamamı fotoğraftan oluşan ve metin içermeyen 35 slayt vardı. Hadfield burada iki güçlü hikaye anlatma tekniğinden yararlanıyor. Bunlar; resim kullanımı ve analojidir. Sinirbilimci Uri Hasson’un araştırmasının sonuçlarına göre, gürültü -temel olmayan unsurları- azaltıldığında ve sinyaller resimlerle güçlendirildiğinde, hatırlama ve tanıma da geliştirilir. Etkili bir sunum gürültüyü az ve sinyali kuvvetli tutar. Bazen fotoğraflar tek başına yeterli olmaz o yüzden Hadfield deneyimlerinin zihinsel resimlerini yaratmak için betimleyici analojileri kullanır. Kısacası, bir deneyimin veya olayın canlı portresini yaratmak için resimler bazen gerçek olarak, bazen analoji yoluyla kullanılır.

Adam Batarya Satıyor ve Yine de Esinlendiriyor

30 Nisan 2015’te Elon Musk, güneş panellerinden gelen ışığı yakalayarak depolayan ve bunu enerjiye dönüştüren Tesla Powerwall adındaki bir ev bataryasını tanıtıyor. Normal tüketici için tasarlanmış olsa da bunu çalıştıran teknoloji oldukça karmaşık. Elon Musk gezegendeki en zeki mucitlerden birisi ama tüketicilere teknolojiyi açıklarken bir altıncı sınıf öğrencisinin bile anlayabileceği bir dili kullanıyor. Örneğin konuyu anlatırken bir kısmında şöyle diyor; “Mevcut bataryaların sorunu berbat olmaları. Korkunçlar. Pahalılar. Güvenilmezler. Her açıdan iğrenç, çirkin, kötü ve çok pahalılar.” Bu cümleleri bir insanın anlaması için yüksek eğitim bile görmek gerekmiyor. Dünyadaki en harika ürüne, en harika fikirlere sahip olabilirsiniz ama insanlar bunların çözdüğü problemleri anlayamazsa, asla ürününüzle ya da fikrinizle ilişki kurmazlar. Hikaye anlatıcıları hikayeyi basitleştirmek için kötü adamlar ve kahramanlar kullanır. Mesajı o kadar basit kelimelerle sunarlar ki bir ilkokul öğrencisi bile anlayabilir. İşte Elon Musk’ta tam olarak bunu yapıyor.

Bir Girişimci Shark Tank’te Tarih Yazıyor

Charles Michael Yim Breathometer’ın kurucusu ve CEO’sudur. Breathometer, akıllı telefonla kullanılabilen ilk alkol ölçüm cihazıdır. Yim bu ürünü anlatırken dinleyicilerini arkadaşlarıyla birkaç içki içtikleri bir bara taşıyor ve 60 saniyede izleyicilerin dikkatini çekmeyi başarıyor. Karmaşıklığı basitleştiren hikaye anlatıcıları az ve öz konuşur. 60 saniye kadar kısa sürede etkili bir hikaye anlatacak kıvama gelene dek sunumları üzerinde çalışırlar.  Yim’de tam olarak bunu yapıyor.

Yazar: Berna Öztür

Kaynak: Hikaye Anlatıcısının Sırrı