Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çok satan “TED Gibi Konuş” kitabının yazarı Carmine Gallo’nun kaleme aldığı Hikaye Anlatıcısının Sırrı, bir hikayenin nasıl anlatılması gerektiğini, aslında ne kadar güçlü olduğunu ve hayatımızda neleri değiştirebileceğini oldukça ilgi çekici örnekler ile bizlere aktarıyor. Kitap toplamda beş ayrı başlıktan oluşuyor. Benim sizlere anlatacağım bölüm ise “Basitleştiren Hikaye Anlatıcıları” kısmındaki bazı örnekler olacak.

Eğer Bir Şey Bir Çırpıda Açıklanamazsa, Boş Laftır

Richard Branson disleksik hastasıdır. Okumakta ve yazmakta zorluk çeken Richard, 15 yaşında okulu bırakmak zorunda kalır. Fakat Richard zayıflığı olan bu hastalığı bir silaha dönüştürmeyi başarır. Dünyada bu hastalığa sahip olup da çok meşhur olan insanlar da mevcut. Bunlardan bazıları, Thomas Edison, Albert Einstein ve Leonardo da Vinci. İlerleyen hayatında Richard da bu insanlar gibi başarıya ulaşabildi. Virgin Group’u kurup, milyarder oldu. Bu başarısının arkasındaki en önemli unsurlardan biri de basit hikaye anlatımı vardı. Richard’ın bu yeteneği okumaya devam ederken oluşmaya başladı. Student adında bir dergi çıkarmak isteyen Richard, henüz tek bir dergi yayımlayamamıştı ve bunun için reklamcıları ve dağıtımcıları ikna etmesi gerekiyordu. Okulun başöğretmeni Branson’ın odasına telefon bağlamayı reddedince o da sponsorları aramak için ankesörlü telefon kullanmak zorunda kaldı.  Beş dakikalık kısa bir konuşma süresi olan Branson, bu zorluklar sayesinde hikayesini daha kısıtlı bir sürede anlatarak, hikayelerin aslında kısa ve basit olması gerektiğini keşfeder. “Eğer bir şey bir çırpıda açıklanamazsa, boş laftır.” Branson’ın bu sözü bir hikayenin kilit unsurlarından birini ifade etmekteydi: kısalık.

Branson’un en çok taktir ettiği girişimcilerden biri Steve Jobs’du. Steve Jobs basitliğin ustasıydı ve sunum becerileri çok gelişmişti. Macbook ve iPod’u tanıtırken kullandığı basit anlatıma dikkat çeken Jobs’un bu özelliği onu ve tanıttığı ürünleri yükselten önemli kriterlerden biriydi. “Basit olan karmaşıktan daha zor olabilir” diyen Jobs, karmaşık bir teknolojiyi çok basit bir şekilde anlatarak herkes tarafından anlaşılabilir kılabiliyordu.

Baş Vaiz

Mario Bergoglio ve ailesi 1927 yılında yeni bir hayata yelken açmak için İtalya’dan Arjantin’e gidecek olan gemiye bilet alır. Gemi Cenova Limanından Ekim ayında ayrılır fakat gövdedeki hasar yüzünden asla istikametine varamaz ve Brezilya açıklarında batar. Mario ve ailesi ise şanslıdır çünkü babasının işi için beklediği belgenin zamanında ellerine ulaşamadığı için gemiye binemezler. Mario’nun oğlu Jorge ailesinin bu hikayesini göçmenlerin sıkıntılarıyla ilişkilendirerek sık sık anlatır. Jorge bugün dünyanın en etkili hikaye anlatıcılarından biri olan, Papa Francis. Francis’in hikayeleri insanları bir araya getiriyor. Anlatımındaki en önemli unsur hikaye anlatımının ana kuralı olan 3 unsur kuralını takip ediyor olması. Papa Francis bir mesajı veya fikri yaymak için etkili bir yöntem kullanıyor. 2015 yılında oruç müjdesini verdiği konuşmasında da aynı yöntemi kullanıyor. Önce listeyi sunuyor ve ardından listenin her maddesini detaylı bir şekilde açıklıyor.

Üç unsur kuralı iletişimin temel yapıtaşıdır. Araştırmacılara göre zihin 3 ila yedi unsuru kısa süreli bellekte tutabiliyor. Etrafımızdaki çoğu şey de bu sonuca göre yapılanmaktadır. Örneğin filmler 30, 60 ve 30 dakika olmak üzere üç ayrı bölüme ayrılır. Filimler Üç Sahneli Hikaye Yapısı olarak bilinen bu yönteme göre oluşmaktadır. İş dünyasında ise üç unsur kuralı daha da önemlidir. Örneğin müşteriler bir ürünün tüm özelliklerini bilmek istemez. Aslında onlar için önemli olan en fazla önemsediği 3 özelliktir. Aynı örnek, bir girişimcinin fikrini yatırımcılara anlatırken de geçerlidir. Aristoteles’le başlayan ve bugün Papa Francis’le devam eden üç unsur kuralı, dünyanın en büyük hikaye anlatıcıları tarafından takip edilmektedir.

Hikaye Anlatan Astronot TED İzleyicilerini Şaşırtıyor

Chris Hadfield uzaya çıkma düşleri kuran biridir. 9 yaşındayken Neil Armstrong ve Buzz Aldrin’in Aya ilk adım atışlarını büyük bir heyecanla dinlerken birden astronot olmayı kafaya koyar. Fakat Hadfield’ın en büyük sorunu Kanada’nın herhangi bir uzay programının olmayışıdır. 1992’de Kanada Uzay Ajansının kurulması ile birlikte işe alım başvuruları açılır. 5329 adayın arasından son 20’ye kalmayı başaran Hadfield, hikaye anlatma becerisi ile fark yaratmayı başarır. Uzay ajansı yeterli fona sahip değildir ve bütçeleri astronotların programı başarılı bir şekilde anlatabilmelerine bağlıdır. Uzun yıllardır astronot olma hayalini kuran Hadfield’a bir telefon ile astronot olarak seçildiği haberi gelir. Hadfield birçok başarı elde eder ve uzayda yürüyen ilk Kanadalı unvanını alır.

2014 yılında gerçekleştirdiği TED sunumunda uzun bir süre ayakta alkışlanır. “Uzayda Kör Olmaktan Ne Öğrendim” başlıklı sunumda Hadfield bir uzay yürüyüşünün ortasında gözlerinin aniden kapanarak görüşünü kaybetmesinin hikayesini anlatıyordu.  Hadfield uzayda yaşadığı sorunu tamamı fotoğraflardan oluşan ve metin içermeyen 35 sayfalık bir sunumla anlatır. Sunumu görsel hikaye anlatıcılığına şahane bir örnektir. Hadfield’ın bu sunumunda hikaye anlatıcısı kendisiydi; slayt gösterisi de hikayeyi tamamlıyor ve anlatıyı canlandırıyordu. Aslında Hadfield etkili bir anlatım için iki güçlü anlatım tekniğinden yararlanıyordu: resim kullanımı ve analoji. Analojiler karmaşık konuları basitleştirerek bizi, başka türlü anlama şansımız olmayan yeni, özgün deneyimlerle tanıştırır. Hadfield’ın da resimleri ve analojileri uzayın hikayesini bizlere, Dünya’ya geri getiriyor.

Yazar: Baret Bektaşiyan

Kaynak: Hikaye Anlatıcısının Sırrı