“Bir hayalim var!” diye bağırdı Martin Luther King, önündeki metni okumayı bıraktı ve doğaçlama konuşmaya başladı topluluğun önünde. Geçmiş konuşmalarındaki ifadeleri hatırlayıp onları kullanmakta becerikliydi. Bir şeyleri yoktan var etmek yerine mevcut olan şeyleri bir araya getirip bir şeyler üretiyordu. Bir işte uzmanlaşmak için belirli bir süre harcamak gerekiyor o iş üzerinde. Martin Luther King ise 20 yılını vermiş topluluk önünde konuşmaya. Çok fazla zaman harcamıştı konuşma yapmaya. Hikaye anlatıcısı olarak doğmamış, hikaye anlatıcısı olmuştu. King bir doğaçlama ustasaydı ve bu iş için gereken zamanı harcamıştı.

Hikaye anlatıcısının en büyük aracı ise prova yapmak. TED konuşmacıları sunumlarını 200 kez prova ederken, Steve Jobs ürün sunumlarını defalarca prova ediyordu. Martin Luther King ise başarısını yıllar boyu pratik yapmasına borçluydu. Karmaşık şeyleri basitleştirmek için kullanılan metaforlar ise en büyük silahıydı. Metaforlarla yazmak ise doğuştan gelmez sonradan kazanılan bir hikaye anlatma tekniğidir. Bir diğer teknik ise “yineleme”. Bir şeyi tekrar etme, zihinlere kazımanın en kolay yöntemi. Sonuç olarak, hikaye anlatıcısı olarak doğulmaz, olunur.

Veriyi Değil, Duygunu Paylaş
Sheryl Sandberg’in TEDWomen’daki konuşmasının büyük ilgi çekmesi konuşmasının başında anlattığı hikayeden kaynaklanıyor. Kendi hayatından bir anıyı insanlarla paylaşması herkesi empati kurmaya itti ve bu da büyük ilgi uyandırdı. Sandberg konuşmalarında veriler paylaşsa da, kişisel hikayelere daha çok yer veriyordu. Verilerle dolu kitabının pek fazla ilgi görmeyeceğinin farkına vardı. Kitap şahsi şeyler taşıdığı, insanların kendinden bir şeyler bulabildiği için başarılı olmuştu. Çünkü açık ve dürüst şekilde anlatılan hikayeler insanları daha çok etkiliyor. Sonuç olarak, insanların ilgisini çekmek istiyorsan veri değil, hayatının bir parçasını paylaş.

60 saniyelik bir hikaye şarap satışlerını değiştirir mi? 2004 yapımı Sideways filmi ile Pinot Noir satışlarında patlama yarattı hem de sadece bir hikaye ile. Miles Raymond karakterinin “Pinot neden bu kadar hoşuna gidiyor?” sorusuna verdiği cevapla, Amerikalıları pahalı bir şaraba, Maya’yı ise Miles’e aşık etti. Okuduğumuz kitapta, izlediğimiz filmde hikayenin içinde kaybolmak için kahramanın bedenine katarız kendimizi. Miles’in diyalogda şarabı kişiliğinin bir metaforu olarak kullanması, izleyicilerin kendilerini karakterle özdeşleştirmesine yol açtı.

İyi Bir Hikayenin Bir Kahramanı Olmalı

Malala 66 milyon okula gitmeyen kızdan biri. Topluluk önünde konuşma yeteneğiyle milyonlarca kızın sorunlarını dile getirdi. Pek çok yardım topladı ve sesini duyurabildi. İnsan zihni 66 milyon kızın eğitimden mahrum olması bilgisini işleyemez. Verilerle arası kötüdür. Malala tek bir hikaye anlattı onu da olağanüstü anlattı. Eğer bir hikaye iyi anlatılırsa, insanları etkiler ve duygularını şekillendirir. Malala’nın sesi her zaman daha gür çıktı çünkü sadece kendi için değil 66 milyon kız için konuşuyordu. İyi anlatılan bir hikaye milyonları peşinden sürükleyebilir.

Harika İş Çıkar
Teknoloji hikayeyi destekler ama hikaye daha öndedir. Hikaye geliştirildikçe olay örgüsü de değişir ama hikayenin kalbi değişmez. Bir hikayenin temeli sağlam atılmalı çünkü diğer her şey o temelin üzerine kurulur. Karlar Ülkesi adlı animasyon başta bambaşka tasarlanmıştı. Elsa kötü bir karakter olacaktı. Fakat sonra filmin senaryosu komple değişmek zorunda kaldı. Şarkı sözleri yazıldıktan sonra yapımcılar ve senaristler tüm filmi şarkıya uyarlamaları gerektiğine karar verdiler. Şarkı, hikayeyi şekillendirmişti. Teknoloji, sunumlar anlatıyı görselleştirirken hikaye her şeye hükmeder.

Yazar: Derya Yakut

Kaynak: Hikaye Anlatıcısının Sırrı