Devrim kelimesi tek başınayken zihninize birçok negatif çağrışımı getiriyor olabilir. Hatta belki bilinçdışınıza iyice kulak verirseniz, çatışan askerlerin ya da slogan atan vatandaşların sesini duyabilirsiniz. Ancak bugün ele aldığımız devrim, kendisinden önce gelen varyasyonlarıyla aynı yolda ilerlese de kulaklarınızda yankılananlardan oldukça farklı bir noktada yer alıyor. Dünya Ekonomik Forumu kurucusu Klahus Schwab, içinde bulunduğumuz dünyanın dinamiklerine uygun olarak yeni bir başlangıç ön görmüş ve buna Dördüncü Sanayi Devrimi ismini vermiştir. Bu ifadeyi açıklamadan önce ilk üçe değinmemiz gerekiyor. 1780’li yıllarda buharlı makinelerin keşfiyle başlayan sanayi kalkınmaları devrimin ilk basamağını oluştururken, elektrikle birlikte ortaya çıkan kitlesel üretim ikinci yarıyı bizlerle tanıştırıyor. 1960’lı yılların sonrasında hayatımıza giren bilgisayar ve internetle birlikte devrimin günümüze kadarki üçüncü yani son safhası da tanımlanmış oluyor. Yolun devamındaki durağımızı anlatmaya şu sözlerle başlıyor Klaus Schwab: “İlk üç sanayi devrimini tarif etmek için kullanılan çeşitli tanımların ve akademik argümanların bilincinde olarak, ben bugün dördüncü bir sanayi devriminin başlangıcında bulunduğumuzu düşünüyorum. Bu devrim bu yüz yıl ile birlikte başladı ve dijital devrim üzerinde yükseliyor.” Bu düşüncesinin nedenini ise üç ana etmene bağlıyor kendisi: Teknolojinin üstel büyümesinden kaynaklı ortaya çıkan gelişme hızı, devrimin getirilerinin toplumun, bireyin ve ekonominin üzerinde var olan etkisinin genişliği ve derinliği, son olarak ise sistemlerin bütünsel dönüşümü. Tarih sahnesine dördüncü kez çıkan devrimin en önemli özelliğinin “Ne yaptığımızı değil, (bu işlemi yapan) bizleri değişmesi” olarak gören Klaus Schwab kitabında ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan bizlere önemli açıklamalarda bulunuyor. Yaşanan, yaşanmakta olan ve yaşanacak tüm gelişmeleri toplumsal perspektifte ele aldığı bölüm geleceğin tahayyülünde çok önemli bir görev üstleniyor. 2015 yılı Küresel Zenginlik Raporunun verilerine dikkat çeken Schwab dünyadaki varlıkların yarısının küresel nüfusun en zengin %1’i tarafından kontrol edindiğini bu durumun var olan eşitsizliği büyütüp beslediğini vurguluyor. Eşitsizlik artışı ekonomi sayfalarının ötesinde toplumsal değerleri derinden etkileyen tehlikeli, endişe kaynağı göstergelerden birisi. Bazı araştırmalar eşitsizlik ile eğitim düzeyi arasındaki korelasyonu gözler önüne sererken, bazıları beraberinde getirdiği kutuplaşmayı ve suç oranını kanıtlar nitelikte. Her ne kadar gelişen teknoloji ve sosyal medya araçlarının bireyleri birbirlerine daha çok yakınlaştırdığı düşünülse, dünyanın küresel bir köye dönüştüğü fikri kabul görmeye başlasa da aslında ince bir çatlak olan ayrışmanın git gide derinlik kazanarak toplumsal çözülmeyi beraberinde getirdiğini görüyoruz. Kimileri dijital teknolojinin sonuçları pozitif yönde değiştirmesi ve gücü insanlara vermesiyle daha eşit bir büyümenin yakalanabileceğini savunuyor. Ancak bu düşünceye silikon bir vadiden baktığımız zaman ufukta pek de olasılık göremiyoruz. Tam bu noktada sessizlik sarmalı içerisinde hareketsizce çırpındığımıza değinen Klaus Schwab teknolojik meselelere uyumun sağlanması için toplumun içerisinde her anlamda sorumluluğun alınması gerektiğini vurguluyor. Etkisinden kaçamadığımız devrimin koşullarına adapte olmak için henüz çok geç değil. Sosyal, politik, ekonomik ve akademik ortakların eş güdümünde atılan adımlar negatif noktaların pozitif bir yönde ilerlemesine katkı sağlayabilir.  

Yazar: Bahadır Öz

Kaynak: Dördüncü Sanayi Devrimi